
Onlar bana bunu yaptı.
Onlar beni bu hâle getirdi. Hiçbir şey istemeden, hiç kimseye temas etmeden
aralarından geçip gitmek istemiştim. Buna izin vermediler. Beni aralarına
kattılar. Okullarına götürdüler, asker yaptılar. Nefret ettiler, sevdiler,
öptüler. Beni kendileri gibi gördüler. Oysa ben kar kokan bir uzaklık istedim
her zaman onlardan. Zihnimi meşgul bile etmesinler istedim. Onlarla olmak,
aralarına girmek,, hırslarını tatmak, parayı sevmek, onlar gibi olmak
istemedim! Şimdi hepsi uyuyor. Ben uyuyamıyorum. Beynimi susturamıyorum. Kendi
nefesimi bile duymayacağım bir sessizlik istiyorum. Onları içimde taşıdığım için
ve onları düşündüğüm için kendimden tiksiniyorum.
Ah Afife! Sen çirkin misin,
güzel mi? Bunu anlayamıyorum. Onunla evli olmasaydım, ve onu bir gün sokakta görseydim, ne düşünürdüm
acaba hakkında…
Ben senin değerini bilmiyorum Afifeciğim. Ben daha
önce nelerin değerini bilmedim nelerin.. Mesela bekarlığın. Ah başı boşluk,
seni kaybettim. Şimdi seni de kaybedeceğim. Seni bile bile, isteyerek kaybedeceğim.
Bilmiyormuş gibi yapacağım daha sonra. Ne saçma şey değil mi? Bak ellerimle
kaderimi çiziyorum. Allah'ım bu ellerime hareket veren düşünceyi peydah eden şey
ne? Senin iraden de vardır bunun bir yerlerin de öyle değil mi? Koyunları
sayarak uyuyamıyorum Afife. Ben artık ay sonunu düşünmek istemiyorum. Allah’ı
düşünecek vaktim yok inanır mısın? Sen yanımda soluklanıyorsun. Ama biz iki
yabancıyız. Aramızda ki nikah, yanımızda
bir yabancıyla uyuduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Ancak üzülme sakın. Ben, anne
ve babama bile yabancılık hissettim her zaman. Otuz iki yıl oldu. Ben sizlere
alışamadım. Beni aranıza katmamalıydınız. Beni değiştirmemeliydiniz.
Melek gibi bir oğlumuz var. Ona melek gibi demeyi nereden
öğrendim? Bunlar benim cümlelerim değil. Melek gibi ama hep altına sıçıyor. Ona
bakıyorum, güzel çocuk. Güzel olan bir şey var onda. Seninle benim ortak
çalışmamız.
Bundan ötürü Allah var
diyorum. Geceleri uyuyamıyorum Allah var diye. Bu küçük bok makinası, benim
dertleri mi anlar mı acaba? Onu seviyorum. Yanakları pürüzsüz. O tarifsiz bir
his. Bal. Ve bir takım başka tatlı şeylere benziyor. Bu benzetmeleri sizden
öğrendim. Oysa yanakları, sadece bir çocuk yanağı. Neden fazla anlamlar
yüklüyorsunuz oğluma henüz bu yaşta! Ah şu anlam karmaşası. Kelimeleri israf
ediyoruz. Bu yüzden içleri boşalıyor. Bir ifadeye gelmiyorlar artık. Çocuğum,
seni bir daha koklayayım. Belki gittiğim yerlerde lazım olur bu koku bana.
Ben içimi açacağım
kimseyi bulamıyorum. Ben içimi açacağım anahtar kelimeleri bilmiyorum. Lugatım
yetmiyor. Türk dil kurumunu bu işi çözmeye davet ediyorum. Öyle şeyler
hissediyorum ki, kelimelerle anlatamıyorum.
Şimdi susun bakalım.
Afife’nin ciğerleri nefesle doldu.
Soluğunu ona kim veriyor. Uyurken bile otokontrol ile nefes alıp veriyor. Afife ben sen de Allah'ı görüyorum. Artık
işe gitmek istemiyorum ben. Bana kızarsın, o yüzden sana söylemiyorum.. İnanır
mısın çok sıkıldım! Çektiğimiz kredinin de, faizin de, hükümetin de,
muhalefetin de, kapitalizmin de Allah bin belasını versin. Ben vazgeçtim. Şöyle diyelim olmaz mı: sayın cumhurbaşkanım
ben bu borcu ödemek istemiyorum,
söyleyinde silsinler, sizin bir lafınıza neler olur bu ülkede, silsinler şunu
başkan, silsinler diyorum! Aç kalmayı göze almak istiyorum. Kurallarına sokayım
bunların! Sizin değil başkanım, kuralların! Uymak istemiyorum. Yerlere tükürmek
istiyorum. Sakallarımı uzatmak istiyorum. Kapalı alanlarda sigara içmek
istiyorum. Kırmızı ışıkta geçmek istiyorum. Ben artık naif bir memur parçası
olmak istemiyorum!
Neden anlamıyorlar!? Beni gelecekle korkutmaktan vazgeçin! Benim
adıma beklentiye girmeyin. Ben hiçbir şeyi yapmak zorunda değilim. Azarlanmak,
ezici bakışlarla yaşamak istemiyorum. Sabah erken kalkmak istemiyorum. Artık
kurallar istemiyorum. Sanırım artık seni de istemiyorum Afife. Beni
mahvettiniz. Beni getirdiğiniz yerde, kendimi göremiyorum. Gideceğim. Kartonlar
sereceğim yere. Banklarda yatacağım. Ama kimse benden bir şey beklemeyecek.
Otogarlarda, havalimanlarında uyuyacağım. Hiçbir zaman yarını düşünmeyeceğim.
İşte beni korkuttuğunuz dünya. Anneciğim ve babacığım, gurur duyun benimle.
Biz seninle zaten fazla olağan olduk afife.
Eskiden senden korkardım. Beni aldatmandan ve bir takım başka şeylerden çok
korkardım. Artık benim için ifade ettiğin şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Biz
evlenmeden önce tuvalete gittiğin aklıma bile gelmezdi. Sana ne kadar anlamlar
yüklemişim! Şimdi düşündüm. Daha çok deterjan kokusu ve kabarık su faturasını
hatırlatıyorsun bana. Seni sanırım seviyorum.
Bu sevmek midir bilmiyorum? Aman düşünmek istemiyorum!
Biz insanlar beraber uyuyoruz. Bu ne saçma
şey. İki insan, bir yatakta beraber uyuyor. Ne olursa olsun, iki insan bir
yatakta birlikte uyumamalı. Aynı oda olur ama, biraz mesafe olsun. Tükettik bak
birbirimizi. Herkes kendi yatağına afife hanım!. Ne saçma şey biz beraber
uyuyoruz. Ömrümüzün yarısı yataklarda geçiyor zaten. Bu nasıl bir hastalık. Bu
nasıl hastalık ey ruh hastaları! Uyuyoruz çünkü, beynimiz bu saçmalığı tam gün
çekemiyor! Ne dünya ama! Ancak biraz
uzak kalabilirsek katlanabiliyoruz. Düşünmek bile hiddetlendiriyor beni. Ulan
ne ara oldu tüm bunlar… Beni kim kandırdı, ben bu dünyaya çocuk getirmeyi ret ediyordum! Anarşik bir Schoenpauer’cıydım. Nasıl geldik buraya, nasıl, nasıl,
nasıl!? Of! Zihnimi durduramıyorum… Beynim acıyor. Uyumak istiyorum. Uyusam
iyi olur. Uyumalıyım.
Gün ışır birkaç saate. Çalar saat ha çaldı ha çalacak diye, stresten
uyuyamıyorum. Nasıl acı acı çalıyor orospu çocuğu. Pilini üreten fabrikanın
bacasını… Şimdi niye ağlıyorum usul usul. Birden oldu. Afife'ciğim aman
uyanmasın.
İnanılır gibi değil
ağlıyorum sayın seyirciler. Şu kafamdaki spiker bir susmuyor orospu. İşte
ağlıyorum. Neden ağlıyorum. Düşün düşün düşün. Ben ağlıyorum. Ne iyi geldi.
Allah’ım ağlıyorum. Sümüğümü yastığa sileyim. Zaten bir daha kullanmayacağım.
Ha-ha-ha! Ağlarken gülüyorum. Bu nasıl
bir yetenek yarabbim. Değeri mi bilmediniz. Ha- ha –ha!
Sadece sessizlik
istiyorum artık! Sıcak bir oda, bir bardak çay, ve beni sarsacak kitaplar
okumak istiyorum. Hayat bana bundan fazlasını verme. Hayal kurmak, beklentiye
girmek, bir şey istemek istemiyorum. Bu dünyadan korkmak istemiyorum. Birileri
üzülecek diye kendimi üzmek istemiyorum. İstemiyorum. İstemiyorum. İstemiyorum.
Midem bulanıyor, şu binaların arasında sürünmekten. Ve iki bacaklı, kalın baldırlı, seks
manyaklarından. Arzularınızdan, liyakat ve riyâlarınızdan midem bulanıyor.
Durun millet! Hepimiz bu dünya da olmanın bedelini ağır ödüyoruz. Hepinizi
kafamdan çıkmaya davet ediyorum. Canınız cehenneme. Benden uzak durun. Bana
zarar veriyorsunuz. Bana insanlar yaramıyor. Onlar bir şey yapmasa bile. Ben
onların aracılığıyla kendimi üzmenin bir yolunu buluyorum. Burada olmak
istemiyorum. Ama nerede olmak istediğimi de bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum.
Bilmek bile istemiyorum.
Şimdi giyiniyorum.
Bankada 28 bin lira var. Zor günler için. Bundan zor gün mü var? Nereye götürür beni bu para? Aman ne heyecanlı! Afife uyanır, ben yokum.
Kim bilir ne düşünür? Ben izimi kaybettirmenin bir yolunu bulurum. Biraz zaman
geçer, memurluktan atarlar beni. Çocuğum ortada kalır. Hep beni düşünerek
büyür. Fotoğraflara bakar. Neden onları bırakıp gittiğimi düşünür. Büyüyünce
beni arar. Bir süre sonra vazgeçer. Sonra bana beddualar eder. Ben belki çoktan
sahipsiz bir mezarda, çürümüş olurum.
Acaba insanlar bu
yaptığım şey hakkında ne düşünürler. Telefonumu fırlatabileceğim en uzağa
atarım. Kurtulurum o lanet aletten. Beni aramayamazlar. Ararlar bulamazlar.
Polise giderler. Televizyon programlarına çıkarlar. Bir gece evden ayrılıp
gitmiş. Bu adamın bir derdi de yoktu.
Acaba niye böyle yaptı? Düşünüp dursunlar, ufak beyinlerini yorsunlar.
Çocuğum babasız büyür. Büyüsün. Arkamda kalan insanların hayatı mahvolur.
Mahvolsun. Eller ne der? Ne derse desinler.Ben gideceğim. Oysa en uzun yolculuk
insanın içine doğru olur. Ama bırakmazlar ki gidesin. Bırakmazlar kendin
olasın.
Saati kapat. Afife
uyurken pek çirkin. Derin bir uykuda yüzen şu çocuğa bak, o uyurken hayatının
en acı günlerinden birini yaşıyor. Yazık ona! Artık yoruldum Afife! Beni
affetmesende olur. Ben stres yaşamak istemiyorum. Benden bir şey bekleme. Buzdolabı,
televizyon, koltuk takımı, süt parası, gün parası, bilmem ne bok parası! Ben para
kazanmak için doğmadım. Of yeter! Yanıma ne almalı? Bunlar yeter sanırm. Bir
yedek pantolon, bir de gömlek. Montu üstümde taşırım zaten. İşte bundan fazla
olan tüm eşyalar bana fazlaymış meğer. Plazma televizyona saydığım her kuruş boşunaymış.
Yanında taşıyamadığın her şey israfmış.
Geri dönmek istemiyorum. Ne olursa olsun
dönmek yok! Çok ağlarım ben belki. Beni bulmanızı isterim. Belki yıllar sonra
gelir buralarda dolaşırım, ama beni tanımayın sakın. Uzaktan oğlumu izlerim,
beni görmesin, fark etmesin. Benden isterse nefret edebilir, babalıktan red
edebilir. Ama benimle ilgili bir hayal kurup beklentiye girmesin. Kutsal bağların
üzerime yükleyeceği görevleri bile yapmak istemiyorum. Ben yorulurum, bulunmak
isterim, ama bulmasanız daha iyi olur. Bırakın acı çekeyim. Ben acı çekmek
istiyorum. Birkaç duygu hissetmek istiyorum. Böyle ölmek istemiyorum.
Helallikte istemiyorum. Hakkınızı bana haram edin. Ben iyi bir insan olmak
istemiyorum artık! Sıcak evime güle güle. Şimdi anlıyorum ki burası asla benim
olmamış. Ne kadar çok sahiplenmişim. Çok oyalandım. Uyanacaklar. Afife’yi
öpmeliyim. Oysa onu öpmek dudaklarımda pek güzel bir tat bırakmaz. Ama
filmlerde böyle olur. Afifeyi öpmeliyim. Allah kahretsin nereden çıktı bu!
Neredeyse uyanacak. Elvada bu dünyada ki ailem. Benden bu kadar.
-Cevat.
Uyandı işte. Uyandı!
Sakin olmalı. Belli etmezsem uyur. Uykuyu sever.
-Söyle!
Çok mu sert oldu üslup?
Sakin olsana oğlum. Belli edeceksin kadına. Gidiyorum oğlum ben! Ama dur, sessiz
dur!
-Beni dört yıl sonra
ilk kez işe giderken öptün, ne güzel geldi.
- Bu kadar mutlu
olacağını bilseydim her gün öperdim seni. Bunun zamanını mı tutuyorsun sen Afife?
-Evet, tutuyorum tabii.
Çünkü seni seviyorum.
Al işte yeni bir görev
daha. Oysa görev olarak her gün seni öpmektense afife, dört yılda bir, içimden
geldiği için öpmem daha hoş değil miydi?
Gözlerine bak. Ne imalı
bakıyor be! Gideceğimi anladı mı? Aptal kadın, beni son kez görüyorsun. Sana
cevap vermiyorum. Kim derdi, bana söyleyeceğin son cümle ‘’ seni seviyorum’’
olacaktı. Aman pek romantik. Hadi aç şu
kapıyı. Otogara gidip, ilk giden otobüse bineceğim, nereye gittiğinin önemi
yok. Sanırım delirmek bu. Birileri bunun öyküsünü yazmalı, filmini çekmeli.
Nasihat edecek kimsenin olmaması ne kadar güzel. Hayır! Asla geri dönmeyeceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder